Ailemi savaşta kaybettim. Ülkemde ki savaştan kaçıp başka bir ülkeye sığındım. Allah’ın bana sunduğu koca bir hayattan geriye hiç kimse ve hiçbir şeyim kalmadı. Aslında bu yokluk ve sefillikte bile kendimi aciz hissetmiyorum. Şehrin sokaklarında bir dilenci gibi dolaşıyorum. Ama kimse bilmiyor içimden geçenleri…

İnsanlar ceplerinde ki üç kuruş paraya ihtiyacım olduğunu sanıyor. Oysa… Oysa ben bütün ailemi kaybettim o gece… Kardeşimin kanlı elleri yapıştı saçlarıma. Annem benim üzerime kapanmaya çalışırken can verdi… Bunların hepsini görmüşken insanlar halen ceplerin de ki üç kuruşa muhtaç olduğumu sanıyorlar. Ben de bir dilenci gibi dolanıyorum tanımadığım bir şehrin sokaklarında…

Tanımadığım evlerin kapısını çalıyorum. Aslında bu dünya üzerinde bana yakışacak en son şey. Fakat buna mecburum. Artık dizlerim yürümekten tutmuyor. İnsanların beni görünce bir sahtekar görmüş gibi yollarını değiştirmelerine ve paralarını verirken sanki canlarını veriyorlarmış gibi davranmalarına artık alıştım. İşte bu kapı da çalmak zorunda olduğum yüzlerce kapıdan sadece bir tanesiydi.

Genç bir adam çıktı. Saçları ve sakalları uzamış, gözleri ağlamaktan nemlenmişti. Siyah sakalları altında bembeyaz bir yüzü vardı. Beyaz bir tişört ve altında oldukça uzun bir kapri, onun altında da beyaz bir topuk çorabı vardı. Onu görünüş olarak oldukça havalı bulsam da perişan bir hali vardı. Dokunsam yıkılacakmış gibiydi. Yüzüne bakıyordum ve yüzüme bakıyordu. Biraz yana çekildim halen aynı noktaya bakıyordu.

  • “Burada mısın?” dedim. Omuzundan tutup hafifçe salladım. Yıkılacakmış gibi oldu ben de hemen kolundan tuttum.
  • “Heyy” dedim. Gözlerine baktım “İyi misin?”

Gözlerini sabitlediği noktadan kaldırıp bana çevirdi. Önce üzerimi iyice süzüp sonra gözlerime baktı. Bu beni biraz utandırmıştı. Zira çamur içerisinde ki giysilerim onu tutmaya çalışırken sıcak ve temiz elbiselerini kirletmişti…

  • “Haa” dedi… “Dilenci misin?” Üzerime alınmadım. Ve gayet sakin bir cevap verdim.
  • İnsanlar öyle diyorlar.
  • Normal de değilsin yani?
  • Ne fark eder?
  • Ne istiyorsun!

Bu soru hızlı giden konuşmanın ardından yutkunmama sebep olmuştu. Gözlerim dolmuştu. Kaybettiğimi hissediyordum. Hızlı geçen bu atışmayı kaybetmiştim. Fakat yine de gururumdan taviz verecek değildim.

  • “Hiçbir şey!” dedim. Arkamı dönüp yürümeye devam ettim.

Ahh hislerim beni yanıltmazdı. Bana “dur” diyecekti. Evin dış kapısına kadar geldim. Bana kesinlikle dur bekle diyecekti. Kapının mandalından tuttum. Yavaşça çektim. Bana dur demeliydi. Kapının dili kendini sıkıştıran demirden kurtuldu. Kapıyı yavaşça açtım. Bana dur demeliydi. Hislerimin beni yanıltmış olabileceğini düşündüm, biraz duraksadım. Ama hayır! Gururumdan taviz vermeyeceğim. Kapıyı hızlıca açıp dışarı çıktığım da hislerimin beni yanıltmadığını anladım. “Heyy” sesiyle bir anda durdum.

  • Buraya hiçbir şey istemeye mi geldin?
  • “İnsanlar aç olabilirler. Fakat ben hiçbir zaman Allah’ın verdiğini başkasına verirken çekinen insanlardan bir şey isteyecek kadar çok acıkmadım.” Perişan haliyle gülümsedi. Bu sözümden etkilenmiş olmalıydı.
  • Dışarısı çok soğuk. İçeri de biraz oturalım mı?

İşte içimden geçen teklif buydu. Kapıda onun o perişan halini gördüğümden beri böyle bir teklifi kabul edip edemeyeceğimi düşünmüştüm. Uzun yola baktım. Sıralı giden onlarca ev… Yüzüme kapanacak onlarca kapı demekti… Kötü bir niyeti olup olmayacağını düşündüm. Tekrar genç adamın perişan haline baktım.. “Bu mu bana kötü bir şey yapacak?” demekten kendimi alamıyordum. Uzun bir sessizliğin ardından,

  • “Peki” dedi… “Sen bilirsin”

Artık biraz kuyruğu indirme zamanının geldiğini anlamıştım. Onun da anlatacak çok şeyi vardı belli ki. Çamur ve sökük elbiselerim içerisinde de olsam bir prenses kadar gururlu yürüyordum.

  • “Sadece birazcık oturup kalkacağım” dedim. Gidecek bir yerim varmış gibi…
  • “Tamam tamam” dedi… Ve perişan haliyle yeniden gülümsedi.

Bu Yazıyı Beğendin Mi?