Breaking News
Home / Yaşanmamışlıklar / Biricik Babama Henüz derecelendirme yok.

Biricik Babama

Bu bab baba ile oğlunun balkon da aralarında geçen konuşmasını anlatır.

Sözü geçen ol, komutan ol, başkan ol, lider ol, mücahit ol, deli ol, şair ol, aşık ol ama asla sıradan olma!

Kendilerini balkonun serin rüzgârlarına vermişlerdi yine. Ahh serin yaz geceleri. Nede güzeldi… İplik iplik yağan yağmur, dededen yadigâr bir somya ve semaver… Her şey o kadar yerli yerindeydi ki… Sanki en ufak bir şeyi yerinden kaldırsan bütün ahenk birden bozulacaktı.
Biraz sonra elinde çay bardakları ve yazlık bir yelek ile balkonun beyaz plastik kapısının önünde gözükmüştü, Kadim Bey. Bir elindeki yeleği hafifçe oğlunun omuzuna indirirken diğer elindeki, çay bardakları ve toz şeker bulunan tepsiyi muşamba çivilenmiş masaya bıraktı. İçli sesiyle,

– “Oğlum” dedi… “Kendine dikkat et biraz…”

Ellerini biraz saçında gezdirdikten sonra semaverin altına bakıp, içine bir kaç odun parçası daha attı. İçeriden gelen çay bardaklarının yüzü yağmurun serinliğinde buğulanmıştı.

Hafife kafasını salladı Adem. Düşünceliydi. Bugün Felsefe hocasının ona dediklerini halen aklından çıkaramıyordu.

“Baba” dedi usulca… “İnsanlar neden yalan söyler ki?”

Kadim Bey yine çok sakindi. Her zaman, sanki kendisine sorulan soruları önceden biliyor ve üzerinde saatlerce düşünüyormuş gibi cevap verirdi. Yılların tecrübesi vardı üzerinde. Her konuşmasında hafif beyazlamış sakallarının altından küçük dişleri görünüyor, her gülümsemesinde bu iyiden iyiye fark ediliyordu.

– Çünkü balon suyun altında kalmak istemez oğlum dedi.
– Yani insanlar yalan söylemeye mecburdur öyle mi?
– “Hayır!” dedi yaşlı adam. “İnsanlar yalan söylemeye değil, balon olmamaya mecburdur…”

Harikaydı! Eğer babası olmasaydı onun için bir yaşama sebebi de olmayacaktı…Bardağın çay ile dansından sonra buharlar iplik iplik yağan yağmurun arasına karışıp gidiyordu. Demliği semaverin üstüne bırakıp oğlunu yanına oturdu. Saçlarını okşadı,

“Ben uyumaya gidiyorum evlat. sende fazla geç uyuma” dedi. Hafifçe yerinden doğruldu, küçük adımlarla kapıya doğru ilerledi, ilerledi…Yine akşam olmuştu. Hayatını paylaştığı bu yegâne insan yine bütün hüznünü alıp götürmüştü. Üzerine muşamba serili ahşap masaya sıçrayan yağmur tanelerine uzun uzun baktı. İşte! dedi… İşte, yıllar sonra özleyeceğim manzara! Günlüğünü açtı, yazmaya başladı…

“Merhametinin ve sevginin gerçek değerini bana öğreten biricik babama;

Hayat bana kılcal damarlarında nasıl yol almam gerektiğini öğretiyor babacım. Sabır etmeyi, yorulmayı ve şükretmeyi. Bütün bunları şimdiye kadar benim yerime sen yaşadın. Ben çoğu şeyden habersizdim. Sadece güldüm, sadece eğlendim…

Bir dilim ekmeği iştahla yediğimiz günlerde geldi. Bunu hiç bir zaman dert etmedik, biz merhametin, saygının, güvenin ne demek olduğunu öğrendik yanında. Her gülüşün bir ağlamalı bedeli vardır ya, ve belki biz güldük her şeyden habersiz, sen ağladın.

Şimdi yine ben içer miyim,
tabağın dibinde kalan domatesin suyunu?
Ayran içerken yoğurdun tortulu yüzü
hep benim bardağıma gelir mi babacım?
Bir gün merhamet dolu ellerine bakarak
özler miyim bu manzarayı?
Geceler hep bu kadar uzun mu?
Sen hiç üşümez misin babacım?

Cihat Kutluca

Bu Yazıyı Beğendin Mi?

About Cihat KUTLUCA

23.05.1992 Mersin doğumludur. İlk/Ortaokul, Lise ve Üniversite’yi Sivasta okudu. Şimdi Erzurum’da Fen ve Teknoloji Dersi Öğretmenliği yapmaktadır.
Previous Bardağın Dolu Tarafı
Next Ölen Bir İnsanlık!

Check Also

Dünyanın Kalbi (2. Bölüm) – Aydınlanan Sır

İhsan Bey’e “Sadece birazcık oturup kalkacağım” sözümün üzerinden bir hafta geçti. Söylediğim sözün altından bile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir